2 Nisan 2012 Pazartesi
Sahte kimlik
Kimliğine öyle bağlanmıştı ki, nasıl göründüğünün farkında bile değildi. Gerçi çok da umrunda değildi nasıl göründüğü. O kendinden öte gördüklerinin nasıl göründüğüyle ilgilenmeyi tercih ederdi. Her şeyin bir kusuru vardı elbet ya o kusurlardan çok kimliğinde bulduğu varlığına tutunmuştu. Eh ne de olsa varlığının kusuru olamazdı...
19 Ocak 2012 Perşembe
Hangisiydi sıfır noktam...?
Yazılmış bir iki sayfa kağıt geçti elime... çekmecenin dip köşesinde kalmış eski bir defterin içinde hızla dökülmüş kelimelerle kalemin ucuna rehberlik etmiş anlatmak istediklerim, hissettiklerim... .. söylemek istediklerim, dile getirdiklerim, hayallerim, bildiklerim, umduklarım... hangisiydi bende sabit kalan, hangisiydi benim sıfır noktam....belki de hepsi ve hiçbiri... Bilmem ki hangisiydi?... Belki yalnızca ben....
11 Aralık 2011 Pazar
Son... Yok...
Boş sözleri bir tarafa bıraktı. O güne kadar ona söylenmiş gerçeklerin
hangi yalanları örttüğünü bilemezdi. Zamanın göreceliğine gömülmüş
insanların kendi hikayelerini anlatmasını beklemişti. Ama dinledikleri
ona kendini göstermedi. Aradı, bulduklarında yeni anlamlar bulmayı
diledi. Buldu. Bulduğu anlamlarda yeni dünyalar yarattı kendine. Her
seferinde bambaşka bir iluzyona kapıldığını hissetti çoğu zaman..
Öykünmeler içinde yaratılan yeni dünyalarda kalıcı olmayı diledi ait
olmadığını bile bile...Bile bile son dedi...Oysa kendi içinde bile
sayısız son sonsuzlukta son bulurdu. Adı üstünde son yoktu... sonu
yoktu...
Kırdım geçtim hayalini affetmem affetmem bana ne :))
Hangisinin daha zor olduğunu sorsalar, ne cevap verirdin? Öfkelendiğin insanı affetmek mi, kırıldığın insanı affetmek mi? Öfkelenmek mi? Öfke? Kime? Kendine mi kızgınsın; yoksa gerçekten karşındakine mi? İzin verdiğin için, bu kadar kıymet verdiğin için... Kırgınlık... Kırgınlık dediğin nedir? Beklemediğin bir hareketi görmek, işitmek istemediğin bir sözü duymak, hissetmek istemediğin duygularla başbaşa bırakılmak; Kırgınlık dediğin bildiğin hayal kırıklığı işte... Onu da sen kurmadın mı, bir şeyler atfetmedin mi? Birine kırılmış değilsin anlayacağın ya neyse... Bir hayal kurarsın, kurduğun hayali yeşertir, emek verirsin, sonra gün gelir aslında verdiğin emeklerin sadece bir rüyadan ibaret olduğunu idrak edip yaşadığın hayal kırıklığının ete kemiğe bürünmesini dilersin. Kırıldım dersin. Affetmem dersin... ;) ortada gerçek bir şey yokken affetmediğin sadece hayalden ibaret unutma...
8 Ekim 2011 Cumartesi
Yargılamak insanı ne kadar güçlü kılıyor öyle değil mi? Vay yavrum vay sen neymişsin be ağabey :)))... sen herşeyi bilirsin :))(ne güzel şarkıydı be!) ... LAKİİİNN........ unutmayın ki yargılamak kibirin en yasal ifade şeklidir. ve bu sahte güç algısı kaybolmaya mahkumdur. Çünkü desteğini aldığı kibir, kişiyi en nihayetinde yarı yolda bırakacaktır. Bİrini yargılarken referansınıza dikkat edin. Çünkü o içinizdeki "ben bilirim"den gelir. Ancak o "ben bilirim" egodan başkası değildir. Oyuna gelmeyin ;)......
23 Eylül 2011 Cuma
Sessizlik...
Nedendir bilinmez. Bir sessizlik vardır içinde. Söylemek istediklerin olur. Dilini kemik bürür, konuşamazsın. Köşesine kıvrılan bir kedi gibi soyutlayıverirsin kendini herşeyden teker teker. Ne o dünya vardır artık kendine yonttuğun, ne kendine yontulmuş bir dünya ararsın bundan böyle .Bir kez olsun dinlemeye başladıysan eğer, anlamını sorgulamadığın kapıların önünde bulursun kendini. Sessizlik vardır içinde , işte o sessizlik kelimelere dökülemez, kocaman bir S verir SESSİZCE....
19 Eylül 2011 Pazartesi
Yahu insanlar alingan mıdır nedir :)
Buraya yazdiklarim hayalidir. Çevremden, hayattan aldıklarımı süsleyerek kaleme döküyorum. Lütfen nane limonluk yapmayınız.
Hadi öpüldünüz.
Hadi öpüldünüz.
3 Eylül 2011 Cumartesi
Ağırlık
Yorgunluğunu bir tarafa bırakmıştı bırakmasına ama hala korkuları boynuna asılıydı,onunlaydı.Kaçıp kurtulmak vazgeçmek meselesi değildi bu, korkularını yenmek, korkmasına gerek olmadığını anlamaktı. Bu mümkün mü diye geçirdi içinden...Unutamadığını anladı. Ne kadar incindiğini unutamamıştı işte. Korkuları yaşadıklarıydı. Deneyimleriydi. Unutmak istediklerini boynundan çıkarıp duvardaki askıya asmıştı asmasına ama askı hala duruyordu, unutmak istedikleri silinmemişti. Askıya gözü iliştikçe döktüğü göz yaşı geldi gözlerinin önüne. Hatırasındaki sessiz haykırışları bastırdı döktüğü göz yaşlarını sonra. Sustu. ve yine sustu... Boynundaki ağırlığa gömüldü...
7 Ağustos 2011 Pazar
Gece
Gecenin ilerleyen saatlerini bilir misiniz siz? Sessizlik çöker. Ne sustuğunu anımsarsın, ne de zihninin konuşmasına kulak asarsın. Gel gitlerine kapılırsın saatlerin. İlerledikçe biraz daha alır seni içine. Yokluğunu anladığın saatler seni kendine çeker, sen kendi yokluğunda kendini ararsın. Gecenin ilerleyen saatlerinde sessizlik çöker sessizce alır götürür sendeki seni derinlere, bilmezsin...
23 Temmuz 2011 Cumartesi
avaz avaz
Vatki gelen bir haykırış değildi oysaki; sessizce dillenmeyi bekleyen bir iki satırdı anlatacakları. Kırgınlık vardı bir tutam, bir tutam hüzün. Söylenmemişlerin adına baktı yine sessizce, diline dolandı söyleyecekleri. Bir delta ağzı gibiydi onun ağzı da; birikmişti ne varsa. Dinlenmeyeceğini bildiğinden susmuştu yine... suskunluğu avaz avazdı....
5 Temmuz 2011 Salı
Arayış...
son kez sustu.sona ermesi gereken cümleleri çoktan tüketmişti. koca bir dünya vardı içinde ve O, o dünyanın içinde kendini bulamıyordu. Bulmak istediği yeri kaybetmişti; belki de baktığı yerler ona yabancı geliyordu artık. Kendine bakıyordu belki ama kendinde kendini bulamıyordu...
Söz biter
Aslında susuyor olduğunu anımsamadan konuşursun içinden. Söyleyecek çok şeyin vardır ya, dile gelmez hiç biri... Dile geldiği anda yiteceğinden korkarsın anlamının. İki damla göz yaşı birikir gözlerinde. Yanağına süzülür yavaşça... Dilinden döküleceklerin yerini alıverir bir anda, sana seni anlatır sessizce... söz biter iki göz yaşı kalır geriye, sessizce...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)