7 Nisan 2011 Perşembe

Son Kadeh...

Şarabın son damlasına dikti gözünü. Dudaklarına değdirdiği kadehi iki avucunun arasında kırmamak için kendini zor tutuyordu. Anlamsızlığını yitiren saatlerin içinde kuşkuyla kayboluyor, kadranına kendini esir hissediyordu. Makyajı darmadağın, kendisi ilk defa bu kadar perişandı. Yüzlerinde nefreti gördüğü insanlar geldi önce aklına, sonra gözlerinde öfkenin en derin rengi belirdi. Sigarasından bir nefes aldı, son bir damla yaş aktı gözünden. İsyan etmenin sonu yoktu, aynadaki yansımasında kendine ait bir şeyler aradı. Gittiği yerler, gördüğü insanlar, başkalarının dilinden kendine söylenmiş sözler geçti aklından... gözlerinin nemini elinin tersiyle sildi ve eskiye dair ne varsa o an veda etti. Alışıldık veda sahneleri canlandı gözünde. Büründüğü rolleri anımsadı hayatında; birilerinin vazgeçilmezi olmuştu elbet, bazılarının gerçek dostu, onun kardeşi olmuştu; ve yavrusu olmuştu ailesinin; gurur duymuşlardı onunla ya nasıl da unutulmuştu. Giden de olmuştu o; kalan da....özleyen de olmuştu defalarca; uğruna göz yaşı dökülen de....resimlerde yaşadığı da olmuştu geçmişi; henüz yaşanmamış geleceği çekilmemiş fotoğraflardan düşlediği de... Üzerine geçirdiği elbiseler değişir, günler geçer ve hatta acılar gizlenebilirdi. İnsanlar gelir, geçerdi... Kendine defalarca hoşçakal diyebilir; kendinden kaçabilir ya da değişebilirdi. Saklanmaktan sıkıldığı saatlerin ardından derin bir nefes aldı. Kapının ötesinde kendini şehrin uğultusuna bırakacaktı. Birazdan, Hayat başlayabilir ve hatta onu kendi içine alabilirdi. İçlerinde kaybolduğunu sandığı kalabalığın derinliğine karışabilirdi. Birbirine karışan onlarca yüz içinde bir anda belirebilir ve sonsuza kadar varolabilirdi...çünkü ne de olsa birilerinin vazgeçilmezi olmuştu o, bazılarının gerçek dostu ve onun kardeşi olmuştu ...yavrusu olmuştu ailesinin...ve kim bilir daha kimlere uzanmıştı dokunuşu, belki de henüz hiç bilmediği...
--