29 Aralık 2008 Pazartesi

Acıya sadakat yok artık...

Efendim dert yanmaktan kolay ne var herkes bir şeylerden şikayet etmeyi bilir. Eh ne de olsa en kolayı yakınmak.. İnsan yakındığı, mutsuz olduğu şeyleri düşünüp sonra da neden olduğunu anlamaya çalışmak, ders almak ya da onlardan bir şekilde vazgeçmek yerine bayılır yakınmaya... Eh ne de olsa şikayet en kolayı...tabi öyle bir zaman geçer ki ahh ahh vahh vah derken bakmışsın aylar olmuş .Oysa ki; aylar önce yakınmayı bırakıp gözlüğünü değiştirseydin ilerleyecek daha çok yol, yönelecek daha pek çok başka yan yol olduğunu görebilirdin.

Zamanını ne şekilde kullanacağını bilemeyip hala o kısır döngüde, o acıya sadakat senin suçun değildi değil mi?...Ne de olsa sen tamamen bambaşka bir boyutta aynı anı yaşıyorsun ve farkında değilsin. Bir haberim var sana, üstünden çok sular geçti olanların ama sen hala aynı suda yıkanmaya çalışıyorsun...Eh haliyle, hep aynı şeyleri yaşamaya mahkumsun! Vazgeçmiyorsun. Anla artık baksana! Herkes değişti, herşey gibi; gün bile değişti, senin gibi; bak bakalım hala aynı mısın resimlerdeki gibi?...

Değişmeli artık... şimdiye kadar yapmadıklarını yapmalı; kazanmaya başlamalı....

Hey !! Unutma piyango bile, bilet almadıkça sana vurmaz...

Piyango demişken bir bilet almalı..

28 Aralık 2008 Pazar

Yık Duvarları...

Kimseye söyleyemediği sırlarını eline aldığı sevgisiz küreklerle gömmüştü içine. Kalbini kanatıp söylemeye korktuğu pek çok şeyi dilinin ucuna düğümlemişti çok zamandır. Geçen yolcuların uğradığı bir durak misali hepsine bir yol göstermişti. Fakat……öyle bir duvar örmüştü ki kendine; artık kimseye değil kendine gösterecek yolu bile bilemiyordu. İşte öyle bir zamanda tuğlalarından birinde ufak bir çıtırtı…. Öte tarafını göremediği bir dünyadansa sessiz bir direniş haykırdı…. Yık duvarlarını....

26 Aralık 2008 Cuma

Son bir kaç yıl var geride kalan..geride bıraktıran

Kışın ortasında, yılın sonunda bir şeyler değişiyor...Gece yavaş yavaş çöküyor; karanlık, alacakaranlıktan geçiyor, geçiyor ya 21 aralık'ı devirdiğimizden beri daha hızlı geçiyor. Hey hat şükür... Nedense ben 21 aralık geçince pek bir mutlu olurum. Gören Yaz geldi sanar söylediklerimden.. Daha ilk ayı bile bitmemişken nedir bu mutluluk Bilmiyorum. Neyse efendim gelelim bizim kışımıza... evet kış geçiyor kışla birlikte yılın sonu da geldi.. 2009'a az biraz zaman.
Ne tuhaf! Son bir kaç yıldır geçirdiğim yeni yılları düşünüyorum da.... 2005 ki hayatımın dönüm noktasıydı, korkularımla yüzleşmeyi öğrenidğim yıl, büyük kararların büyük hataların yapıldığı yıl.... ve o yıla veda ettiğim yeni yıl....2005'i 2006'ya bağlayan geceden geriye yanımda sadece biri kaldı...O da zaten benim için dünyalara bedel... kardeşim....Bahar.....Gerisi hikaye....
Sonra 2006 büyük derslerin alındığı yıl.... düşmeyi öğrenip ayağa alkmayı öğrendiğim yıl... biraz da yeniden doğduğum yıl.... Yeni yıla bağlayan gece; Hoşgeldin 2007....Gerçekten dost diyebileceğim insanları tanıdığım gece... eda, özge, sıla ve tabi bir kaç ay öncesinde hayatıma giren güzel kızım...hemen demeyin aa senin kızın mı var... sağolsun nillüş anne doğurmuş benim için; hayatımda izi benzersiz... bir keresinde şöyle demiştim.... çocukluğumu yaşıyorum sende... ölürüm... Niko'm...
Ya 2008 Yeni yıl......2007 kendimi aradığım yıl... ne istediğim paniğine kapılıp başta zaman olmak üzere pek çok şeyi kaybettiğim yıl, yine ufak tefek yalnış seçimler yaptığım ama sorumluluk almayı öğrendiğim yıl.. Sabırsızlığın ne büyük bir hata olduğunu öğrendiğim yıl.. ve yılbaşı...Eh insan öyle bir duvar örüyor ki böyle üç yılın sonunda kendi etrafına, pek çok dostunu bile yanına yaklaştırmıyor.. olanları da uzaklaştırıyor.. işte öyle bir yıl.... kimbilir hangi detaylarda kaybolduk, kimlerin izlerinden yol bulduk, kaç defa silindik, kim bilir neden yorulduk?.....
Bu yıl daha farklı zeynep... en azından şimdilik.. hayallerinin peşinden gitmesi gerektiğini öğrendi... hemen yenilmemesini artık güçlü olmasını bazı şeylerin üstesinden nasıl gelinmesi gerektiğini öğrendi... kendini dinlemesi gerektiğini anladı.. Sahip olduğu dostlukların değerini gördü ve onlara sarıldı... ve bu yıl.. hayatının en güzel doğumgününü geçirdi Kasım ayında.... onlarla.. şimdi en güzel yeni yılı onu bekliyor... Belli değil... nerede olduğu mühim değil saat 12de onlarla olmak herşeye değer...
sizi çok seviyorum.....

25 Aralık 2008 Perşembe

Bulmaca

Çok zamandır bir bulmacanın ortasında gibi hissetmemiştim. Öyle bilindik soruların olduğu gazete bulmacalarından bahsetmiyorum. Kafamda çok daha farklı bir bulmaca var. Öyle bir şey ki bu; tut ki elimde bir yap boz var ve bittiğinde karşıma bana hayatın sırrını söyleyecek bir şey yazıyor üstünde. Evet aynen öyle bir şey... İşin komik tarafı ne oluğunu dahi henüz çözemediğim bulmacayı meğer kendim yaratmışım. ne kadar karmaşıkmışım....

24 Aralık 2008 Çarşamba

KORKU

Korku nedir diye sorsalar nasıl tanımlarsınız?
Ben mesela, evet böcekten çok korkarım.. Örümcekten... zaman zaman karanlıktan korkarım. Başarısız olmaktan korkarım sonra. Hayal kırıklığına uğramaktan ve daha kötüsü uğratmaktan korkarım. Kan'dan korkarım ya hiç doktor olmayı düşünmedim. Allah sabır versin. Acı çekmekten korkarım, ne şekide olursa olsun... Bir şeyleri unutmaktan korkarım ya hep başıma gelir; kaçarı yoktur. Yalnış anlaşılmaktan korkarım, ondandır suskunluğum. En büyük korkularımdan biriyse Sevdiklerime bir şey olması... Allah gecinden versin....uzun ömür, mutuluk versin..

Herşeyin başı sağlık....

22 Aralık 2008 Pazartesi

Huysuz’un Eleştirisi Kendine...

Baktım da son birkaç yazıdır pek bir karamsarlık havasına bürünüvermişim. Keza insan öyle hissetmiyorken böyle yazılar yazabiliyorsa vardır bir sebebi. Şöyle bir ofis arası dedim nedir ne değildir, sen bir düşün Zeynep. Çok dikkatsiz olabilir,önümdekini görmeyebilir, herşeyi kırabilirim. Milyon tane düşünceyi aynı anda düşünür dalgın olabilirim. Eh haliyle bir şeyleri unutabilirim. Pek çok konuda pek çok yorum yapabilirim. Bazen gereğinden fazla ukala, ve hatta inatçı olabilirim. Huysuz olabilirim canım sıkkınsa. Genelde içime atarım kızınca ya, bazen hiç beklenmedik tepkiler verebilirim. Şaşırtabilirim. Zekiyim ya bazen saçma sapan sorular sorabilirim... Yine şaşırtabilirim. Fazla hızlı çalışır aklım konuşurken; yorabilirim. Haksızlığa, Yalana, saygısızlığa tavizim yok, silebilirim. Maymun iştahlıyım; öle biraz zor gelince, ya da bir şekilde üstesinden gelince sıkılır vazgeçebilirim. Ne kötü hal böyle olunca hiçbir spora kendimi adayamadım, hiçbir yerde öyle uzun çalışamadım, pek çok kararımdan geri adım attım yoksa ben dönek miyim? Yok canım, hiç olur mu, malum sebebi boş yere değil hiç biri!

Olsun yine de vazgeçmeli, vazgeçebilmeli şu badlerden....

Amin efendm amin....
Huysuzun önde gideni...(Zaman zaman)

21 Aralık 2008 Pazar

Yüzleşme vakti...

Gece oldu mu ışıkları yak birer birer. Ay ışığna izin ver, süzülsün içeri. Korkularından kaçmaksa aklındaki, bırak gece hızlı aksın. Yüzleşmediğin korkular yine bekliyor olmayacak mı ertesi gün seni? Sanıyor musun ki gün yavaş geçecek, gece hiç gelmeyecek? Yok canım, merak etme! Gelecek her "an "geçmişte kalmaya mahkum, herkes gibi.... benim gibi, senin gibi... bir yerlerde gelecek olacaksın, belki birilerinin, belki bir yerlerin...tıpkı geçmiş olduğun gibi...

artık çıkma vakti geldi karanlıktan, kaçmadan! Unutma korkularinla yüzleştiğin kadar özgür olursun... sen ne kadar özgürsün?

19 Aralık 2008 Cuma

Tükenmez Kalem

Tükenmez Kalem de tükenir.... Ne onu dolduran mürekkep sonsuzdur, ne kalemin döküleceği sözcükler sınırlıdır... Tuhaf; hayat gibi... Hayata nerde bir "s" veriyoruz? nerde durup nefes almasını hatırlıyoruz? Soluksuz yaşadığın bir hayatın okumadan yazdığın bir yazıdan ne farkı var? Ne anlamı var düşük cümlelerle dolu imla hatalarının olduğu bir hayatı yaşamanın? Ya üzerinden defalarca geçilen sözcüklerin ne kadar etkisi var hayatında; bıkmadın mı düzeltmekten üst satırlarda kalanları....sen önünde yazılacak yeni satırlar var iken kalemini boş yere kurutuyorsun... Geleceğini geçmişinle karalıyorsun...

bu defa bardak camdan...

Önceleri bardağı doldurmaktan bahsetmiştim... bugün nedense aklıma camdan olduğu geldi bardağın, kırıldı mı yerine gelmez....elinden düşürmeyeceksin, sağlam tutacaksın. Ona hoyratça bakmayacaksın.İncitmeyeceksin!...

Kimileri gelir çatlatır güzelim bardağı, öyle kaynıyordur ki çaydanlığı. Kimileri ağzı çatlak birer sürahidir; doldurmaya çalışsa da beceremez. Kimisi vardır naziktir, dokunmaya kıyamaz uzaktan seyreder; dolu tarafını görmekle yetinir. Kimisi var; öyle emin kendinden, öyle sert kavrar ki; paramparca kalıverir elinde, tuzla buz....ne su kalır geriye ne hayat.. iste böyle bir şey....

Meğer cam üretmek için kuma ihtiyac varmış.....kum cokmus, kristal yokmus...

Orada biri mi var?

Öyle mi gerçekten. Dün abim öyle dedi: “Zeyno yazarken biri varmış gibi düşünmeden yaz çok enteresan şeyler çıkabiliyor bazen...” Nasıl oluyor bu; orada olmayan birine yazmak. Kendine yazmak olsa gerek... Gerçi günlük tutuyorum. Kimsenin okumayacağını bilerek. O da işin psikolojik yönü olsa gerek. Ne var ne yoksa aklımı kurcalayan çiziyorum hayatın karelerinden de kareleri çizerken ne kadar rahatlıyorum bilemiyorum sadece kendini dinlemek sanırım aslolan. Evet yazarken ben kendimi dinliyorum... ne yazdığım çok mühim değil, bir müziği dinler gibi dinliyorum aklımın içinde uçuşan kelimeleri....sanırım benim müziğim de bu olsa gerek... orada biri mi var ? varsın olmasın, ben kendi müziğimde biraz dinleneceğim, dinleyeceğim.........

14 Aralık 2008 Pazar

Matematik

Oldum Olası hesap kitap işlerinden anlamam. Yalnış anlamayın bu bildimiz müspet matematiğin ötesinde bir şey. Söz konusu yaşamlarımız birer ders yumağı olsa, bu yumağın temel anahtarı her bir dersin matematiği olsa, hangi denklemlerle ne bilinmeyenleri çözerdik kim bilir? Doğru ya ; Hayatın matematiği, sevginin matematiği, işin matematiği, gücün matematiği... herşeyin bir matematiği var. Var da, her gün yenisini programımıza aldığımız o dersler gün geçmiyor ki bizleri başka bilinmeyenleri çözmek adına yeni değişkenlerle yeni denklemlerde sınıyıvermiyor. Hem değilmidir ki; adı üstünde, "değişken"lerin an be an ne yapacağı meçhul. O halde bu bitmek bilmez denklemler zincirinden kopmak değil; değişkenler, o sonucunu etkiledikleri denklemden ayrılmadan önce bilinmeyeni bulma mücadelesi.... Hangi dersin matematiğine daha çok çalışmalı bilinmez; fakat her birinin bir başkasına etkisi malum... hele ki önümüzde çok bilinmeyenli denklemler, bir başkasının türevini oluşturuyorsa....

Şimdi

farkında olduğunda yaşadığın; olmadığında ise dünü yaşadığın an...söz de senin hissetmediği, varlığının seni beklediği an...

bildiğin ama hatırlamak yerine gündelik hayat ilüzyonunda kaybettiğin senin seni beklediği yer...