Önceleri bardağı doldurmaktan bahsetmiştim... bugün nedense aklıma camdan olduğu geldi bardağın, kırıldı mı yerine gelmez....elinden düşürmeyeceksin, sağlam tutacaksın. Ona hoyratça bakmayacaksın.İncitmeyeceksin!...
Kimileri gelir çatlatır güzelim bardağı, öyle kaynıyordur ki çaydanlığı. Kimileri ağzı çatlak birer sürahidir; doldurmaya çalışsa da beceremez. Kimisi vardır naziktir, dokunmaya kıyamaz uzaktan seyreder; dolu tarafını görmekle yetinir. Kimisi var; öyle emin kendinden, öyle sert kavrar ki; paramparca kalıverir elinde, tuzla buz....ne su kalır geriye ne hayat.. iste böyle bir şey....
Meğer cam üretmek için kuma ihtiyac varmış.....kum cokmus, kristal yokmus...
19 Aralık 2008 Cuma
Orada biri mi var?
Öyle mi gerçekten. Dün abim öyle dedi: “Zeyno yazarken biri varmış gibi düşünmeden yaz çok enteresan şeyler çıkabiliyor bazen...” Nasıl oluyor bu; orada olmayan birine yazmak. Kendine yazmak olsa gerek... Gerçi günlük tutuyorum. Kimsenin okumayacağını bilerek. O da işin psikolojik yönü olsa gerek. Ne var ne yoksa aklımı kurcalayan çiziyorum hayatın karelerinden de kareleri çizerken ne kadar rahatlıyorum bilemiyorum sadece kendini dinlemek sanırım aslolan. Evet yazarken ben kendimi dinliyorum... ne yazdığım çok mühim değil, bir müziği dinler gibi dinliyorum aklımın içinde uçuşan kelimeleri....sanırım benim müziğim de bu olsa gerek... orada biri mi var ? varsın olmasın, ben kendi müziğimde biraz dinleneceğim, dinleyeceğim.........
14 Aralık 2008 Pazar
Matematik
Oldum Olası hesap kitap işlerinden anlamam. Yalnış anlamayın bu bildimiz müspet matematiğin ötesinde bir şey. Söz konusu yaşamlarımız birer ders yumağı olsa, bu yumağın temel anahtarı her bir dersin matematiği olsa, hangi denklemlerle ne bilinmeyenleri çözerdik kim bilir? Doğru ya ; Hayatın matematiği, sevginin matematiği, işin matematiği, gücün matematiği... herşeyin bir matematiği var. Var da, her gün yenisini programımıza aldığımız o dersler gün geçmiyor ki bizleri başka bilinmeyenleri çözmek adına yeni değişkenlerle yeni denklemlerde sınıyıvermiyor. Hem değilmidir ki; adı üstünde, "değişken"lerin an be an ne yapacağı meçhul. O halde bu bitmek bilmez denklemler zincirinden kopmak değil; değişkenler, o sonucunu etkiledikleri denklemden ayrılmadan önce bilinmeyeni bulma mücadelesi.... Hangi dersin matematiğine daha çok çalışmalı bilinmez; fakat her birinin bir başkasına etkisi malum... hele ki önümüzde çok bilinmeyenli denklemler, bir başkasının türevini oluşturuyorsa....
Şimdi
farkında olduğunda yaşadığın; olmadığında ise dünü yaşadığın an...söz de senin hissetmediği, varlığının seni beklediği an...
bildiğin ama hatırlamak yerine gündelik hayat ilüzyonunda kaybettiğin senin seni beklediği yer...
bildiğin ama hatırlamak yerine gündelik hayat ilüzyonunda kaybettiğin senin seni beklediği yer...
12 Aralık 2008 Cuma
Beklenmedik Yolculuk
Azami hızda ilerleyen bir arabanın içinde kendini kilitli bulduğunu düşündü genç kadın. Az sonra arabanın kontrolden çıkacağını hissederek ürperdi. Emniyet kemerinin takılı olma gerçeği dahi onu hayata bağlamıyordu, biliyordu... Bazı şeylerin bilinmesinin dışında günün getirdiği bir takım sorunların ötesine geçemiyordu.... geçmek isteseydi de geçebilir miydi bilmiyordu. Zamanın akıcılığında dünde kalmayı tercih eder olmuştu... dünde kalmak yarını hic yasayamamak demekti; biliyordu... tüm bu inat uğruna virajı keskin bir dönüşle almayı tercih etti. Virajın keskinliği değil, onun hızıydı herşeyin olma ihtimaline olan yakınlık...
8 Aralık 2008 Pazartesi
mutluluk ....
Başlamadığın bir hikayeyi nasıl okuyacağını bilemezsin demişti Annesi kızına henüz okumayı sökmedği yıllarda. Annesinin dizinin dibinde oturur kenidsi için söyleyeceği kelimelerin peşisıra hikayeler oluşturmasını beklerdi her akşam.. Yattığı yerin sıcak yumuşaklığında evinin güvenli kokusunun üzerine sinmesini beklerken kulağından içeri süzülen kelimeler eşliğinde düşlerine dalardı. Annesi ışığı söndürp bir kaç saniye daha hayranlıkla baktığında yavrusuna, sanki o sarmalanmış gibi büyük bir mutlulukla yatağında kıvrılıverirdi.
İşte mutluluk böyle bir şey olsa gerek.. karşılıksız sevginin büyüyebilidiği bir yer....
21 Kasım 2008 Cuma
Eda Günü Kutlu Olsun Hepimize ...
Eda....onu ilk gördüğümde milyon kişi bi minübüse doluşmuş Yılbaşı partisine gidiyorduk.... Nereydi oranın adı?? Silivrimi? İşte o tarafta bir yer. Hani öyle Türk olmayan bir görünüşe sahip ki, ben diyeyim Rus, siz deyin İsveçli; işte öyle bir şey. Velakin öyle bir kalbi var ki sıcacık...Kuzey ülkelerinden başlayan yolculuğunuz bir anda kendini Akdeniz'de buluveriyor. Daha ilk günün o dondurucu gecesinde yeni yılın ilk dakikalarında birbirimize sokulmuş uyuyakalmıştık tir tir titreyerek.....Üzerinden 2 yıl geçmiş...ve en kötü günlerimde gerçekten yanımda olan sayılı insandan biriydi.... lafla sözle değil....kendisiyle!
İşte bugün onun doğumgünü... iyi günü, yanındayım.... ama o hep yanında kalacaklarımdan ne gün olursa olsun....
İyi ki doğdun Prenses
Seni çok seviyorum!!
Mia
İşte bugün onun doğumgünü... iyi günü, yanındayım.... ama o hep yanında kalacaklarımdan ne gün olursa olsun....
İyi ki doğdun Prenses
Seni çok seviyorum!!
Mia
İnadım tuttu mu!!!
Aslında Maymun iştahlının tekiyim. Hemen vazgeçerim, cayarım bir zorlukla karşılaşınca, geri çekilirim. Ammaaaa!!..... Tut ki bi inadım tuttu, tut ki biri damarıma bastı işte o zaman mümkün değil vazgeçmem inadımdan. Hele ki bir şekilde haklıysam, hakkım yenildiyse, haksızlık edildiyse ya da biri gelip yapamazsın dediyse işte o zaman İMKANSIZ(!) olsa YAPARIM!
YAPTIM... yine yaparım....
Müsadenizle....
YAPTIM... yine yaparım....
Müsadenizle....
20 Kasım 2008 Perşembe
Puslu
Bugün havada bir pus, bir karanlık.....Nedense ben çok keyifliyim... İki hafta kaldı. Annemin sıcak kollarına, babamın güvenli evine sadece 2 hafta kaldı... özledim... evime sadece 15 gün ....ve 12 gün evimde...
mırr....
mırr....
19 Kasım 2008 Çarşamba
bir vakitler...şimdiler
Bir vakitler, daha Ankara'daydım. Pek de bilmiyordum hayatı, belki çok şey biliyordum ama hep kitaplardan. Şöyle bi kafanı çıkarıp bakmak pek de gerekli değildi gerçi. Öyle kolay hayatlar sunuluyor ki pek coğumuza. Verileni al; üzerine bir şeyler koy devam et.. Kolay... ve fakat; kendiyle yarışırken insan bir noktada bakıveriyor. Nerdeyim? Bir şeyleri mi kaçırdım, fazla mı hızlı yürüdüm. Hangi yolda yavaş yürüdüm peki. Dengesi nerede kaçtı tartının...Sonra durup bakıyor yarına, güneş nereden doğuyor onun adına. Durduğu yeri de öyle seçiveriyor işte; güneşin doğuşuna tanıklık etmek için...öyle anlar geliyor ki şu dakikalarına saniyeleri sıkıştırmak gibi bir çabayla belki de sonsuz ömürlerimizi bir solukta yaşamak zorunda kaldığımız hayatlarımıza güneşi batıdan doğurtmayı bile denettik.
Üzerinden belki 3.5 yıl geçti. Çok defa güneşi doğudan doğurtmaya çalışırken pusulamın bozuk olduğunu anladım. Bazen yıldızların ışığında yönümü bulabileceğimi sandım. Aldandım. Peki, neden yıldızlardan anlamayan ben, böyle bir çabayla her parlayan yıldızı nerde olduğunu bilmediğim bir kutup yıldızının yeine koymaktan vazgeçmedim? .....
Oysa öyle hızlı geçti ki zaman....belki çok daha farklı yerlerde olabilirdim...ve hatta yolun başında.! çok daha fazla yol almış bir yolun başında....
Bir gün öğrenmek zorunda olduklarımı, belki daha kolay öğrenebileceklerimi, kimilerinin hayatları boyunca haberleri dahi olamayacaklarını öğrendim.... ve evet ben Bunları yaşamasaydım ... bilemezdim....bilmeseydim, ben olmazdım!....
MİA
Üzerinden belki 3.5 yıl geçti. Çok defa güneşi doğudan doğurtmaya çalışırken pusulamın bozuk olduğunu anladım. Bazen yıldızların ışığında yönümü bulabileceğimi sandım. Aldandım. Peki, neden yıldızlardan anlamayan ben, böyle bir çabayla her parlayan yıldızı nerde olduğunu bilmediğim bir kutup yıldızının yeine koymaktan vazgeçmedim? .....
Oysa öyle hızlı geçti ki zaman....belki çok daha farklı yerlerde olabilirdim...ve hatta yolun başında.! çok daha fazla yol almış bir yolun başında....
Bir gün öğrenmek zorunda olduklarımı, belki daha kolay öğrenebileceklerimi, kimilerinin hayatları boyunca haberleri dahi olamayacaklarını öğrendim.... ve evet ben Bunları yaşamasaydım ... bilemezdim....bilmeseydim, ben olmazdım!....
MİA
öyle anlar var ki....
Gözlerim açık rüya görüyorum.. Üzerinden geçtiğim bir günü, eskide kalan tozlu sayfalarında çıkarmışçasına soluyorum sanki...Tekrar tekrar yaşamak istediğim duygularımın hapsolduğu o minicik "an"ları tüm benliğime çekiyorum, usulca....
Özlemek zor, özlemek .....geleceğe duyulan o özlem daha da zor.... henüz yaşanmamış gerçeklere...ve ne yazık ki zamana mahkum, girdabında sürüklenen hayatlar....Bugüne mecbur.
Özlemek zor, özlemek .....geleceğe duyulan o özlem daha da zor.... henüz yaşanmamış gerçeklere...ve ne yazık ki zamana mahkum, girdabında sürüklenen hayatlar....Bugüne mecbur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)