8 Mayıs 2013 Çarşamba
İyi Uçuşlar...
Çocukken her şeyi bilmek ister insanoğlu, durmadan soru sorar. Soluk almadan sorular sorduğun zamanı hatırlamaz mısın? O ne? Neden? Niye? Ne zaman? Kiminle? Sonra bir an gelir, her şeyi bildiğini zanneder. Halbuki daha çok şey görmemiştir, sadece her şeyi görme özgürlüğünün sarhoşluğuna kapılmıştır. O kadar uçsuz bucaksız bir özgürlüktür ki bu; uçtuğunu zannedersin. Uçmaya başladığında, kanat çırpmanın o kadar da kolay olmadığını farkedersin. Ne hava her zaman güneşlidir; ne de sana eşlik eden diğer kuşlar her zaman uysaldır. Gün gelir kanadın kırılır, kendini iyileştirirsin, gün gelir yeni şeyler keşfederken yolunu kaybedersin... Ama o uçsuz bucaksız ufukta hep daha ileriye gidersin... Dilerim rüzgar daima arkadan essin, karşına çıkan dağlar, içinde yol aldığın fırtınalar yıldırmasın, güçlendirsin.... ufuktan gözünü ayırma... İyi uçuşlar...!
4 Mart 2013 Pazartesi
perception...
Sometimes it is just a word that brings you up. Sometimes, it takes only a second to make you happy. What changes your mind is how you percieve the facts through your heart. Without the heart, your perception is just an illusion of your mind... Be aware of your consciousness to live the essence....
20 Şubat 2013 Çarşamba
Vakti Gelince....
Öylesine bir yaşam olmamalıydı... Her şeyin bir sebebi vardı... Ömür tüketmeye gelmiş olsaydı, bunların hiç biri olmazdı...
"Sahip olduklarının farkında mısın?" dedi adam.
"Farkındayım elbet!"
" Peki niye saklanıyorsun?
"Saklandığımı kim söyledi diye şaşkınlıkla baktı.
Henüz karşısındakinin her şeyi göremediğini anlamamıştı. Aslında saklanmak diye bir şey olmadığını anlatmak istedi. Sonra duraksadı..Dünyadakilerin vaktinden önce hiçbir şeyi göremediği fikrine henüz alışmamıştı... Gülümsedi.. Kafasını karıştırmamak için " Belki de haklısın, saklanıyorum..." dedi...... aydınlığı sakladığı iddia edilen gecenin bir illüzyondan ibaret olduğunu hatırlatan güneşin ilk ışıklarını yüzünde hissetti..dedi ki:
"hiç bir şey göründüğü gibi değil....vakti gelince... bekle...."
Sustu....
"Sahip olduklarının farkında mısın?" dedi adam.
"Farkındayım elbet!"
" Peki niye saklanıyorsun?
"Saklandığımı kim söyledi diye şaşkınlıkla baktı.
Henüz karşısındakinin her şeyi göremediğini anlamamıştı. Aslında saklanmak diye bir şey olmadığını anlatmak istedi. Sonra duraksadı..Dünyadakilerin vaktinden önce hiçbir şeyi göremediği fikrine henüz alışmamıştı... Gülümsedi.. Kafasını karıştırmamak için " Belki de haklısın, saklanıyorum..." dedi...... aydınlığı sakladığı iddia edilen gecenin bir illüzyondan ibaret olduğunu hatırlatan güneşin ilk ışıklarını yüzünde hissetti..dedi ki:
"hiç bir şey göründüğü gibi değil....vakti gelince... bekle...."
Sustu....
8 Ocak 2013 Salı
Hatırlamıyorum...
Yazmaya başlayalı ne kadar olduğunu hatırlamıyorum. Hangi harfin daha baskın bir karakteri olduğunu, hangi kelimenin hangi hecesinin sülçi-lisan ettiğini .. Sessiz durakları olmasa anlattıklarımın noktalar arası, nefesim kesilir miydi onca zaman sonra? Yorgunluğun verdiği bir sarhoşluk mu bu, yoksa harflere can veren sesimin ruhundaki haykırış mı beni çocukluğumdan çalan. Az kaldı dediğim kaç sene geçti? Kaç kez artık yeter dediğim duvarların içine hapsettim kendimi. Hayal kırıklıklarına yenilmekten kaçtığım kaç mücadele verdim ve kaçında teslim oldum gözyaşlarına hiç hatırlamıyorum....
25 Haziran 2012 Pazartesi
Kız kulesi...
Sessizce durur... İçinde ne haykırışlar barındırır. Ne boğazın akıntısı söylemek istediklerini dile getirir. Ne Boğaz Köprüsü'nün endamı onun derinliğini hissettirebilir. İki kıtanın arasında, iki anlayış arasında, varla yok arasında senle ben arasında...Sana seni anlatır fısıltıları. Sense duymak istediklerini duyarsın, dalgaların arasında. Bir şeylerin kıyıdan koparıldığını hissedersin her bakışında, içinde buruk bir tat, geride bıraktıkların... Tıpkı senin kalp atışlarının yüreğine can vermesi gibi çarpar kıyıya dalgaları boğazın. Uykudan uyanır;bir anda ayılırsın... Karşında Kız Kulesi.. Nefesinde Boğazına düğümlendiğin İstanbul'un vazgeçilmez tadı....sana seni anlatır....
30 Mayıs 2012 Çarşamba
Duymaya başlarsın....
Beklenmedik bir şeyle karşılaştığında, donup kaldığın anlar vardır. Gülmek gelir içinden, şaşkınlığın verdiği hayretle... Gülümseyiverirsin. Ne olduğunu bilmezsin. Düşünmeyi bırakırsın, kendine kulak verirsin. Düşüncelerin sustuğunda kendini gerçekten duymaya başlarsın. İşte hepsi o şaşkınlık anında gerçekleşir. Her şeyin sustuğu o sessizlik anında....sense sadece gülümseyiverirsin...Gördüğün şey seni ayıltır.. ve sen duymaya başlarsın...
16 Nisan 2012 Pazartesi
Mutluluk
İnsan Mutluluktan korkar mıymış? Korkarmış meğer... Hayal olduğunu düşündüğü şeyleri capcanlı gördüğünde kaçar mıymış insan? Kaçmak istermiş... ama yapamazmış... Zira kaderine yazılmışsa gerçeği görmek ve binlerce hayale bedel uyanmak...insan uyanmaktan kaçabilir miymiş.. kaçamazmış...gözlerini açmış...
12 Nisan 2012 Perşembe
Duydum...
Gecenin hangi saatiydi hatırlamıyorum. Tatlı bir esintinin pencerenin aralığından süzüldüğünü anımsıyorum. Nefes gibi.. sessizliği bozmayan yine de varlığını hissettiren...Fısıltısında söyleyecekleri vardı, dile gelmeyi bekleyen....dinledim.... soru sormayı bırakmıştım ne zamandır...Birden dedi :"Neden?", Dedim :" ne neden?". "Sessizsin...Sesini özledim..." . Dedim:"duymadın ki...?". "Ben" dedi çoktan duydum seni, sadece bekliyordum. Zamanın gelmesini..."
2 Nisan 2012 Pazartesi
Sahte kimlik
Kimliğine öyle bağlanmıştı ki, nasıl göründüğünün farkında bile değildi. Gerçi çok da umrunda değildi nasıl göründüğü. O kendinden öte gördüklerinin nasıl göründüğüyle ilgilenmeyi tercih ederdi. Her şeyin bir kusuru vardı elbet ya o kusurlardan çok kimliğinde bulduğu varlığına tutunmuştu. Eh ne de olsa varlığının kusuru olamazdı...
19 Ocak 2012 Perşembe
Hangisiydi sıfır noktam...?
Yazılmış bir iki sayfa kağıt geçti elime... çekmecenin dip köşesinde kalmış eski bir defterin içinde hızla dökülmüş kelimelerle kalemin ucuna rehberlik etmiş anlatmak istediklerim, hissettiklerim... .. söylemek istediklerim, dile getirdiklerim, hayallerim, bildiklerim, umduklarım... hangisiydi bende sabit kalan, hangisiydi benim sıfır noktam....belki de hepsi ve hiçbiri... Bilmem ki hangisiydi?... Belki yalnızca ben....
11 Aralık 2011 Pazar
Son... Yok...
Boş sözleri bir tarafa bıraktı. O güne kadar ona söylenmiş gerçeklerin
hangi yalanları örttüğünü bilemezdi. Zamanın göreceliğine gömülmüş
insanların kendi hikayelerini anlatmasını beklemişti. Ama dinledikleri
ona kendini göstermedi. Aradı, bulduklarında yeni anlamlar bulmayı
diledi. Buldu. Bulduğu anlamlarda yeni dünyalar yarattı kendine. Her
seferinde bambaşka bir iluzyona kapıldığını hissetti çoğu zaman..
Öykünmeler içinde yaratılan yeni dünyalarda kalıcı olmayı diledi ait
olmadığını bile bile...Bile bile son dedi...Oysa kendi içinde bile
sayısız son sonsuzlukta son bulurdu. Adı üstünde son yoktu... sonu
yoktu...
Kırdım geçtim hayalini affetmem affetmem bana ne :))
Hangisinin daha zor olduğunu sorsalar, ne cevap verirdin? Öfkelendiğin insanı affetmek mi, kırıldığın insanı affetmek mi? Öfkelenmek mi? Öfke? Kime? Kendine mi kızgınsın; yoksa gerçekten karşındakine mi? İzin verdiğin için, bu kadar kıymet verdiğin için... Kırgınlık... Kırgınlık dediğin nedir? Beklemediğin bir hareketi görmek, işitmek istemediğin bir sözü duymak, hissetmek istemediğin duygularla başbaşa bırakılmak; Kırgınlık dediğin bildiğin hayal kırıklığı işte... Onu da sen kurmadın mı, bir şeyler atfetmedin mi? Birine kırılmış değilsin anlayacağın ya neyse... Bir hayal kurarsın, kurduğun hayali yeşertir, emek verirsin, sonra gün gelir aslında verdiğin emeklerin sadece bir rüyadan ibaret olduğunu idrak edip yaşadığın hayal kırıklığının ete kemiğe bürünmesini dilersin. Kırıldım dersin. Affetmem dersin... ;) ortada gerçek bir şey yokken affetmediğin sadece hayalden ibaret unutma...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)